Ekonomi

İktisatçı Prof. Dr. Hakan Kara, ekonomideki yeni dönemi değerlendirdi: Atamalar geleneksel yaklaşıma geçiş yapıldığını düşündürüyor

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, ekonominin zirvesine yapılan yeni atamaları ve olası etkilerini Sputnik’e değerlendirdi.

YENİ ZAMANDA TÜRK EKONOMİSİNİN SEYRİ NASIL OLACAK?

Yeni görevlendirmeler nasıl değerlendiriliyor? 19 Kasım‘da yapılması beklenen faiz artışı piyasaları nasıl etkileyecek? Faiz artırımı kısa vadede sorunları çözer mi? Orta ve uzun soluklu zamanda ekonomi politikası nasıl belirlenmeli? Albayrak’ın öncülüğündeki üretim ekonomisi çabaları yeniden tam finansallaşmaya mı dönüşecek? Bunlar gibi birçok soru yanıt arıyor. Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, ekonomideki yeni dönemi değerlendirdi.

“EKONOMİDE GELENEKSEL YAKLAŞIMA DÖNÜLÜYOR”

Prof. Dr. Kara, yeni atamalarla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Yeni atanan isimler, ekonomide geleneksel yaklaşımı ortaya çıkaran işinde uzman bürokratlar dönemine geçiş yapıldığını düşündürüyor. Gerek Lütfi Bey ve Naci Bey’i gerekse Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı’na atanan Cevdet Bey’i devlet terbiyesi almış, kurum kültürüne sahip iyi niyetli bürokratlar olarak tanıyorum. Bu sayede, genel anlamda mevcut yönetişim sisteminde kuvvetler ayrılığı konusu çözülmeden işlerinin epey zor olduğunu vurgulamak lazım” dedi.

“YENİ ZAMANDA BAZI KONULARDA DEĞİŞİM İHTİMALİ YÜKSEK”

“Lakin bazı konularda yeni zamanda değişimler olma ihtimali yüksek” diye devam eden Prof. Dr. Kara, şunları ekledi: “Misal verilecek olursa; açıklanan resmi verilerin kalitesine olan güven bir miktar toparlanacaktır. Bu zamanda kurumların kapasitesinden nispeten daha fazla yararlanılacaktır. Tabii burada kısa vadede 19 Kasım’daki faiz kararı önemli olacak. Faiz artırımı ve yalınleşme gerektiği kesin, lakin bence burada faiz artırımının yanı sıra Merkez Bankası’nın temel aracı hakkında elinin rahat olduğu sinyalinin verilebilmesi de çok kritik. Bunun için de en tepede bir yaklaşım değişikliği olduğuna dair işaretler alabilmeliyiz. Eylül ayında yazdığım bir yazıda şunu sormuştum: Yakın zamanda düşük faiz ısrarından vazgeçilmesi kalıcı bir zihniyet değişiminin mi işareti? Yoksa rezervlerdeki süratli erime ve ödemeler dengesi riskleri sebebiyle atılan zoraki bir geri adımı mı yansıtıyor? Önümüzdeki zamanda atılacak adımlarda bu problemin yanıtını arayacağız.”

“19 KASIM’DAKİ TOPLANTIDAN BİR FAİZ ARTIRIMI BEKLİYORUM”

Gelecek PPK toplantısına ilişkin görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Şişman ise “Türkiye’nin kısa vadede sorunu acil” dedi ve şunları ekledi:

“Faiz oranını bir parça yükseltmeden likidite probleminu çözmek ve dolarizyonu engellemek çok zor. Ekim ayındaki PPK toplantısında da bir miktar faiz artırılması gerekiyordu. Merkez Bankası geçen toplantı evvelsi bunu iktisatçı ve finansçılara da sordu. Tamamı, ‘faiz artışı lüzumlu’ dedi. Lakin çıkan karar sürpriz oldu. 19 Kasım’daki toplantıda ilk yapılması gereken, likiditeyi düzenlemek ve para talebini yönetmektir. Türk Lirası eksik değerde ve o eksik değer Türkiye için hiç iyi bir olay değil. Bunu engelleyecek bir faiz aracı varsa bunu zamanında ve etkili bir biçimde kullanmak gerekiyor. Ben de 19 Kasım’daki toplantıdan bir faiz artırımı bekliyorum.”

Ayakları yere basan bir ekonomi için uzlaşı ile oluşturulmuş kısa vadeli bir programın lüzumlu olduğunun altını çizen İktisatçı Prof. Dr. Şişman, bunun sonrasında orta ve uzun vadeli programlar hazırlanması gerektiğini sözlerine ekledi

“ÇOK YÜKSEK FAİZ ARTIŞI YANLIŞ OLUR”

Para politikalarının kredibiliteyi sağlayacak biçimde tesis edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şişman, “19 Kasım’daki toplantıda çok yüksek bir faiz artışı da kesinlikle yanlış olur. Deneyerek gitmek gerekir. Mesela 200 baz puanla başlanabilir. Devlet bunu yapmazsa döviz kuru artışından gelen yük, enflasyon üstünde baskı yapıyor ve daha büyük bir problem ortaya çıkmakta” ifadelerini kullandı.

YEP DEVAM ETMELİ Mİ?

Berat Albayrak’ın dümeni finansallaşmadan üretime kırmasının söylemde kaldığını ifade eden Prof. Dr. Şişman, kısa vadede acil önlemler alınsa da orta ve uzun soluklu zamanda üretim programının devam etmesi gerektiğini belirtiyor. Bu konuya ilişkin görüşleri şöyle:

“Biz, 1989’dan beri finansallaşmaya açıldık ve arada bir başımızı vuruyoruz. Bazı zaman kaçınılmaz olarak krizler de geliyor ve bunları engellemek için çalışmak gerekiyor. Orta ve uzun vadeli finansallaşmanın kötü etkilerinden kendimizi arındırmalıyız. Artık bankaların ekonomide merkez olması yavaş yavaş ortadan kaldırılmalıdır. Berat Albayrak’ın söylemleri yerinde ve iyi lakin uygulamada finansallaşmayla çelişiyordu. Siz aynı zamanda krediyi de yönetmeye çalışıyorsunuz lakin krediyi yönetirken sektörlerin tam arzusunu bilmiyorsunuz. İyi bir planlama ile üretimi canlandırmanın yolları aranmalıydı. Pandemi tabii bir kriz yarattı. Bu kriz, dördüncü çeyrekte de görülecek. Dördüncü çeyrekteki pandemi kırılması, ikinci çeyrekteki kadar olmayacak ama yine de olacak. Avrupa’da yüzde 4’lük bir kırılma bekleniyor. Onun için ekonomide birden birdenbire bir coşma şu anda mümkün değil. Bu hususta da faiz oranı bir düzenleyici olacaktır. Tabii gelişmekte olan ülkelerin hepsi faiz oranını artırmıyor ama biz hazırlıksız yakalandık ve kırılgandık. Bu nedenle bunu yapmak zorundayız. Finansallaşma bizi çok zor yollara doğru götürdü. Türkiye’de bankalar tek söz sahibi olmamalı. Banka kârları coşarken tarım gibi alanlarda çiftçiler zor duruma düşmemeli.”

“MUHALEFETLE BERABER ÇALIŞILMALI”

Ülkeye sermaye girişleri için döviz kurunun bir güvence olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şişman, bunun için uzun soluklu zamanda sabit kurun gelebileceğini ekledi. Yalnızca sermaye girişine dayalı bir büyüme öngörmediğini de söyleyen Prof. Dr. Şişman, “İçerideki kaynaklarımızı gelir dağılımı düzelterek yapmalıyız. İlk aşamada gayrimenkul değer artışı vergisi tekrar devreye sokulmalıdır. Toplumda fakirlik artarken bazı kişilerın zenginliği aşırı artarsa bu olmaz. Muhalefetle birlikte çalışarak ekonomi politikaları hazırlamak gerekiyor. Birlik ve birlikteliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Güveni ve hukuku tekrar tesis etmeliyiz. Bunu istersek yapabiliriz ve bunu yaparak ekonomik zorluğu aşabiliriz” dedi.

YENİ ATANAN İKİ İSİMDEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR

Türk ekonomisinin seyrinde, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası’ndaki yeni görevlendirmeler ile değişim bekleniyor. Bu açından gözler yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ve Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’a çevrilmişken onlardan da dikkat çeken açıklamalar geldi.

Ağbal, “19 Kasım’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına kadar mevcut durum ve beklentiler gözden geçirilip gelişmeler de yakın zamandan takip edilerek; oluşacak veri ve değerlendirmeler ışığında lüzumlu politika kararları alınacaktır” açıklamasıyla piyasalara ileti verirken, Elvan ise yazılı açıklamasında şu noktalara dikkat çekti:

Ekonomi politikalarımızın esası, büyüme ve istihdamı artırma maksadıyla ülkeler arası normlara uygun, şeffaf, öngörülebilir, hesap verebilir politikaların tasarımı ve uygulanmasının sağlanmasıdır. Türkiye kurala dayalı işleyen bir piyasa ekonomisi geleneğine sahiptir. Önemli olan kurumların güçlendirilmesi, kaidelerin etkili bir biçimde işletilmesidir. Bu kapsamda, oluşturacağımız politikalarda ilgili tüm tarafların katkısını alarak istişareye dayalı, katılımcı bir anlayışla hareket edeceğiz. Önümüzdeki zamanda makroekonomik istikrarı muhafaza ederek büyüme ve istihdama yeni bir ivme kazandıracağız. Evvellikli olarak ele aldığımız enflasyonla mücadele sürecini, maliye politikaları ve diğer tüm araçlarımızla kararlı bir biçimde destekleyeceğiz. Mali disiplini koruyarak gerçekçi bir risk yönetimi ile kamu finansmanının kalitesini artıracağız.”


Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu